Taşkent tepelerinde bir vaha…

Avuç içi kadar yarım ada, ama galiba keşfedilmemiş. Dünyayı gezerken evin önünü unutuyor insanoğlu… Gezelim, görelim, en önemlisi fark edelim… Yavaş yavaş gelişmeye başlayan girişimcilik ruhunu da destekleyelim… Hele doğaya, toprağa sahip çıkan; üreten; taş taş üstüne koyan girişimcileri… Hayatın kaynağı üretmektir çünkü…   Okumaya devam et Taşkent tepelerinde bir vaha…

“Göçmen devletine dönüştük”

“Yabancı nüfus arttıkça Kıbrıs Türkü daha çok içe kapanıyor, kale örüyor” Toplumu günlerce meşgul eden, hatta kilitleyen seçimleri konuşalım dedik Mete Hatay’la. Hani olay sıcakken, sosyolojik bir analiz yapsın istedik. Seçim sonuçlarıyla ilgili yeterince yorum var zaten, seçim döneminin ve sonuçlarının verilerinden hareketle bir analizdi amaç. Epeyce de soru hazırlamıştım ama çoğuna gerek kalmadı. Bir saatte düne, bugüne, geleceğe dair irdelemeleriyle seçim sonuçlarını gölgede bıraktı. … Okumaya devam et “Göçmen devletine dönüştük”

ALO 1190… Evde yılan var

Lefkoşa’nın çatısında bir vaha, insana insanlık adına umut veren bir cennet: Taşkent Doğa Parkı “Doğal bir hayat yaşayalım dedik, babamın 1990’ların başında aldığı Taşkent’teki bu araziye yerleştik. 3 köpeğimiz vardı. Mağusa’dan arkadaşımız aradı, ‘çoban eşeği istemez, bakar mısınız’ diye; aldık. Bir başkası ‘yeriniz var, bu keçiye bakar mısınız’ dedi; aldık. Komşumuz ‘2 atım var, bakamıyorum’ deyince, onları da aldık. Nenem, ‘hazır hayvan besliyorsunuz, faydalısı da … Okumaya devam et ALO 1190… Evde yılan var

“Hiçbir partinin belediye başkanı seçtirecek gücü yok”

Kıbrıslı Türk seçmen Pazar günü yerel yöneticilerini seçmek için sandık başına gidiyor. Belediye başkanını, muhtarı; sokağından parkına, çöpünden suyuna, çevreden gıdaya, neredeyse günlük yaşamda her şeyden sorumlu kişileri belirleyecek. Farkında olmasa da mutluluğunun, mutsuzluğunun kaynağını oluşturan mekanizmalara katkı yapacak. Siyasetin geneli yanında yerel yönetimler konusunda da “travmalar” yaşayan toplum, sandığa giderken nelere dikkat etmeli? Siyaset Bilimci kimliğiyle tanınan, birçok beldede alan araştırmaları/anketler yapan Redborder Araştırma … Okumaya devam et “Hiçbir partinin belediye başkanı seçtirecek gücü yok”

Kıbrıs Türkçesinin başucu kitabı… 4 binden fazla sözcük

“Kıbrıs böyle kalsın… Dilinizi kullanın, konuştuğunuz gibi yazın… Dil yazıya dönüşürse kalıcı olur” Avroşillo, ostiyiro, oraşta, tahra, yövmiye, maşşappa, bambulli, osu, loggo, monobadi, sirti, siyarga, maccez, barbadusa… Ve daha niceleri. Bir kısmı güncel kullanılan, bir kısmı tarih olmuş 4 bin sözcük. Değil genç neslin, 40’lı yaşlardakilerin bile unutmaya başladığı Kıbrıs Türkçesi. Bunları bir kitapta, sözlükte toplayan Orhan Kabataş’ın çok önemli bir uyarısı var: “Dilinizi kullanın … Okumaya devam et Kıbrıs Türkçesinin başucu kitabı… 4 binden fazla sözcük

Bandabuliya’da kitap kokusu… O bir SAHAF

Lefkoşa Bandabuliya’yı bilmeyen yok. Geleneksel, nostaljik çarşı. Kokusuyla, dokusuyla Lefkoşa’nın ruhu. 5-6 yıl önce köklü restorasyondan geçirilen asırlık çarşı, artık sadece manavlara-kasaplara değil, entelektüel girişimcilere de ev sahipliği yapıyor. Her geçen gün açılan farklı mekânlar nedeniyle her kesimden insanın uğrak yeri… Bu mekânlardan biri de “No 50”.  Kimilerine göre “Kitapçı”, ama aslında o bir SAHAF. Kitap sarrafı Rıdvan Arifoğlu’nun mekânı. Kuzey Kıbrıs’ta bir ilk. Hatta … Okumaya devam et Bandabuliya’da kitap kokusu… O bir SAHAF

Saksafonla astımı yendi…

Çocukluğu astım hastalığıyla boğuşarak geçti. Neredeyse çocukluğunu yaşatmayacak kadar… Daha 6-7 yaşlarında duyma kaybı nedeniyle, 16 yaşlarında görme kaybı riskiyle ameliyat oldu. Ama tüm bu olumsuzluklara inat gitar ve piyanoyla başladı, saksafon sanatçısı oldu. Hemen hemen tüm müzik aletlerini çalar duruma geldi. Beste yaptı, söyledi, söylemeye/çalmaya devam ediyor. Bununla da kalmadı; özel eğitim öğrencileri ve öğretmen adaylarına müzikle terapi eğitmeni oldu. Bu da yetmedi, işaret … Okumaya devam et Saksafonla astımı yendi…

‘BOĞAZIM AĞRIYOR ANNE’ DEMESİNİ İSTERDİM…

Otizmi, otistik bireyleri günlük hayattan çok kitaplardan, özellikle de filmlerden tanıdık. Veya tanıdığımızı sandık. “Şifre Merkür”, “Yağmur Adam” gibi ünlü filmler örneğin. Sabit bakışlı, göz temasından kaçınan, kendi dünyasında yaşayan, saf, kötülükten habersiz bebek, çocuk, hep bebek olarak kalmış bu özel insanlarla ekranlarda tanıştık. Çünkü doğası gereği sosyal hayatta pek sık göremeyeceğimiz bireyler onlar. Nedeni bilinmeyen, hastalıktan ziyade beyin gelişim bozukluğu olarak tanımlanan, bebek yaşlarda … Okumaya devam et ‘BOĞAZIM AĞRIYOR ANNE’ DEMESİNİ İSTERDİM…

“BASININ TARİHİNİ, ESKİ GAZETELERDEN 30 CİLDİ ÖMER SAMİ COŞAR’A KAPTIRDIK…”

“ZAFER gazetesini Bayraktar’ın bilgisi dahilinde gerektiğinde Türkiye’ye kafa tutabilmek için çıkardık” Günümüzde basın camiası da dahil ismi pek bilinmeyen bir gazeteci ama mürekkep kokusuyla 15 yaşında tanışan, bugüne kadar da vazgeçemeyen isimlerden… Hürsöz, Bozkurt, Nacak gazetelerinde çalıştı, bir grup arkadaşıyla birlikte Zafer gazetesini çıkardı…TMT’de gizli propagandist olarak birçok tarihi olaya tanıklık etti… Öğretmenlik yaptı, Enformasyon Dairesi’nde çalıştı… Şimdi Avustralya’da matbaacılık yapıyor, kitap yazmaya hazırlanıyor… Salih … Okumaya devam et “BASININ TARİHİNİ, ESKİ GAZETELERDEN 30 CİLDİ ÖMER SAMİ COŞAR’A KAPTIRDIK…”

YÜZ YILLIK RÜYA GİBİ BİR HAYAT

Elsie Slonim bir Yahudi. Anne, baba, tüm kökleri Yahudi. Amerika’da doğdu; babanın işleri nedeniyle Avusturya’da, Romanya’da da yaşadı. Nazi soykırımından, Yahudilere uygulanan baskılardan Amerikan vatandaşlığı sayesinde kurtuldu. Sonra bir gün gemide tanıştığı David nedeniyle yolu Kıbrıs’a düştü.  Yıl 1939. O tarihten beri Kıbrıs’ta. Şimdilerde 100 yaşında, Dereboyu’ndaki askeri bölgede yaşayan tek sivil. Yaklaşık 50 yıl önce inşa edilmiş evinde bir başına yaşamını sürdüren Elsie’nin hayatını … Okumaya devam et YÜZ YILLIK RÜYA GİBİ BİR HAYAT