Medeniyet göstergesi akıllı telefonlar, lüks arabalar değil, çöp kültürü

Lefkoşa Belediyesi’nde eylemli günlerdi, çöp dağlarının oluştuğu yakın tarih. Yaşamını Viyana’da sürdüren Kıbrıslı dostum, internetten izlediği görüntülere bakarak, “Medeniyet göstergesi çöptür, siyaset değil” demiş; garipsemiştim.  “Büyük” işlerle uğraşan insanlar olarak küçümsemiştim çöp konusuyla medeniyet bağlantısını. “Çöpler toplanmıyor, insanlar ne yapsın” diye garip bir Kıbrıslı savunma da yapmıştım. “Toplanmasından önce çöpü azaltmak ve sokağa çıkarma şeklidir medeniyet” yanıtı almıştım. Hamitköy gibi kent mi, köy mü karar … Okumaya devam et Medeniyet göstergesi akıllı telefonlar, lüks arabalar değil, çöp kültürü

Herkes evlenmek ve çocuk doğurmak zorunda değil!

“… Bir çocuk bir hayattır, yanlış yetiştirilen her çocuk hayata kötülüktür.  Her kötü yetişmiş çocuğun sorumlusu, bilinçli veya bilinçsiz, mutlaka anne/babadır. Ve asla evlilik veya çocuk, mutsuz insanı mutlu etmez; sadece mutlu insanı daha mutlu yapar… Herkes evlenmek veya çocuk doğurmak zorunda değil. Hatta bazı insanlar evlenmemeli, evlense bile çocuk doğurmamalı. Her ikisi de sorumluluk gerektirir çünkü…” Bu sözler, Tük kanallarının alışılmış güncel programlarında alışılmamış … Okumaya devam et Herkes evlenmek ve çocuk doğurmak zorunda değil!

Sanki tanıdık…

Ülkenin bir ucundaki bir köyde nüfusun büyük çoğunluğunun “kör” oldukları gerekçesiyle maaş almaları ilgililerin dikkatini çeker. Bir köyün çoğunluğu kör olduğuna göre bölgede bir hastalık ihtimali üzerinde durulur. Onlarca yıldan beri devam eden bu durumun farkedilmesiyle, maaş alan herkese mektup gönderilip kör halinin belgeyle teyidi talep edilir. Ancak çoğunluktan yanıt gelmez. Bunun üzerine köye giden uzmanlar, aslında sadece 3 kişinin gözlerinin görmediğini, geri kalanın onlarca … Okumaya devam et Sanki tanıdık…

Ada İnsan Pazarı Oluyor

“Gece yarısı apartmanın 4. katındaki dairemizin kapısı çalındı. Yeni taşındığımız için tereddüt ettik ama genç bir kadın olduğunu görünce açtık. Açar açmaz ‘help me’ diye hıçkırarak yerlere kapandı. 18-20 yaşlarında. Korku içinde. Neredeyse elimizi ayağımızı öpecek onu kurtarmamız için. Durumu perişan, aşırı makyaj ağlamaktan yüzüne akmış. Berbat haldeydi. Zar zor anlatabildi derdini… Yoldan almışlar onu ve kız arkadaşını; üst kattaki daireye getirmiş 3 genç. Uyuşturucu … Okumaya devam et Ada İnsan Pazarı Oluyor

Anlamsızlaşma Hali…

“Tüketen insanın üreten insandan daha değerli olduğu bu yanlış ve ahlaksız döneme tahammülüm kalmamıştı artık… Sayısı pek bol olan eski karım gibi plaza insanlarının daha çok tüketerek, daha çok batılı gibi görünerek değer kazanma çılgınlığını görünce aklıma Şengal Dağı’nın ıssız bir koyağında taşların altında uyuyan küçücük bir kız geliyordu…” der Zülfü Livaneli’nin kahramanı “Huzursuzluk” kitabında. Burada bahsedilen kuşkusuz, acının dibe vurmasıyla yaşanan bir anlamsızlaşma hali. … Okumaya devam et Anlamsızlaşma Hali…

Sarı lira hayatlar…

İlk ondan duymuştum “yavaş şehir/yavaş hayat” kavramını. Belki insanların bu kadar savrulmadığı zamanlar olduğundan, daha tanışmamıştık böylesi kavramlarla. “Bahçeli ev” hayalimi anlatırken tavsiye etmişti “yavaş” hayatı. Kansere yenik düşen, ailesinin, dostlarının, meslektaşlarının göz bebeği Mimar Mehmet Vahip’i ölüm yıldönümü dolayısıyla geçtiğimiz hafta kabri başında andık sevenleriyle birlikte. Ömrü yetseydi belediyelerden önce öncülük edecekti yavaş şehirlere, daha da önemlisi yavaş yaşamlara. “Bal yapmaz arı” misali hep … Okumaya devam et Sarı lira hayatlar…

Arkamıza bakmadan geldik… Kendimize yabancılaştık…

Filmlerde görmüştüm herhalde, çünkü köyüme medeniyet erken gelmişti. Ama gerçeğini ilk kez görüyordum. Göbeğine kadar sakallı, vahşi, kapıları vurup evlere giren, buzdolaplarını kırarcasına açıp kafalarına su diken kaba adamlarla ilk o gün tanışmıştım. 20 değil, sanırım 22 Temmuz’du. Çünkü küçük köyümün kadını/erkeği av tüfekleriyle bir kaç gün “direnmişti” köyü basan EOKA’cılara. Aç, vahşi militanlar küçük beynime kazınmış iyice; çok şeyi unutmama karşın onları hâlâ bugün … Okumaya devam et Arkamıza bakmadan geldik… Kendimize yabancılaştık…

Aklımızı alıp götürüyor…

Sürekli e-posta yazmanın ve mesajlaşmanın, IQ’da ortalama 10 puanlık düşüşe neden olduğu saptanmış University of London tarafından yapılan araştırmada. Sürekli mesajlaşmanın bilişsel kapasiteyi esrar içmekten 3 kat daha fazla gerilettiği de ortaya çıkmış aynı bilimsel araştırmada. Azap halini alan Lefkoşa trafiğinde çift şeridi üçleyen kadın sürücü, çoğunluğu oluşturan gergin sürücülerin kornalarına, sinirleri bir miktar alınmış olanların manalı bakışlarına rağmen kayıtsızlığını sürdürünce sağlık sorunu olabileceğini düşündüm … Okumaya devam et Aklımızı alıp götürüyor…

4 asırlık ayak izi; SEVERİS

İlk olarak “Özgür Adımlar” röportajımda Sadiye Destur’dan dinlemiştim Rita Severis’in çalışmalarını. Kıbrıs halk oyunları kıyafetlerini dikerken tarihi/geleneksel figürlere nasıl ulaştığını anlatırken, adanın bu köklü ailesinin Kıbrıs kültürüne ilişkin çalışmalarından nasıl yararlandığını anlatmıştı. Hatta davetli olarak katıldığı seminer ve toplantılardan, bilgi paylaşımından, evine yapılan ziyaretlerden bahsetmişti. Sonra bir gün sevgili Mete Hatay  “mutlaka görmeniz gerekir” demişti de, galiba işin ciddiyetine varmamıştık. Ta ki dün gece liderlerin … Okumaya devam et 4 asırlık ayak izi; SEVERİS

Hiçlik haline doğru…

“… Beş yaşında idim. Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi, aramaya  başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu. Çocukluk iste, ‘Aman babaanne’ dedim. ‘Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?’ Rahmetli öfkeyle doğruldu. ‘Sen oturduğun yerden ahkâm  kesiyorsun’ dedi. ‘Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç  tanesinde  kaç insanın göz nuru, alın teri, … Okumaya devam et Hiçlik haline doğru…