“Burada hayatın kendisi bile hayata şaşar” der Ahmet Altan Türkiye’yi anlatırken…
Galiba buralarda da öyle, hatta “korumaya” alınmalık…
Trafikte düzen ve kural isteriz, kaldırıma park edilmiş arabaya zabıta ceza yazınca “park yeri yok ki” diyerek kıyameti koparırız. Hatta Facebook’tan yayın yapmaktan da çekinmeyiz…
“Let’s do it” kampanyalarıyla görkemli etkinlikler düzenler, çöpü marketten aldığımız naylon poşette kapı önüne koyarız…
Su parasını ödeyemeyiz, görkemli stüdyolarla şov yaparız…
Mali kaynak gerektirmeyen işlerde bile beceriksizliğin kitabını yazarız…
50 bin TL’lk araç alır, 4 bin TL ile açlık sınırında olduğumuz için ağlarız…
Kuraklıktan şikayet eder, uzaktan bulut görününce paniğe kapılırız…
Su baskınını önlemek için set yapar, sonra o seti delerek güneşli havada su altında kalırız…
Eylem yapan üreticiye ilgili bakan “para yok” derken, diğer bakan/başbakan yarım saat içinde ödeme sözü verir…
15 yıl aynı yeri su basar, 15 ayrı ekip “kriz komitesi” kurar…
Çocuğu şişe suyuyla yıkar, evdeki tozları kimyasal cam ilaçlarıyla sileriz…
Sistem ister, evimize telefonu bakan/müdür telefonuyla bağlatırız…
Şoförün/sekreterin, müdür/müsteşardan fazla kazandığı tek ülke olarak literatüre geçeriz…
Başarılı ameliyat yapar ama refakatçiye bilgi vermeyi “zul” sayarız…
Kayıtsız 100 bin kazanca eğitim bursu verir, 4 bin TL maaşı “kriter üstü” diye listeleriz…
Üretim yok diye feveran eder, girişimciyi ürettiğine pişman ederiz…
Her konuda fikrimiz vardır, ama bilgimiz yoktur. Bağırarak fikre imkan da tanımayız…
Santralların hava kirliliği ile uğraşırken, kentlerde egsoz gazıyla yayılan kirliliği görmezden geliriz…
Asgari ücretten yakınır, “tek keyfimiz” diye kalkan yaptığımız mangaldan asla taviz vermeyiz…
Tek hava yolumuzu batırır, Rumlara “sizinkini kurtarmaya yardımcı oluruz” diye hava atarız…
Sadece Güzelyurt’a yetecek sulama suyu için “Güney’e de yeter” diyerek propaganda yaparız…
Nasıl olsa ganimet diye 40 yıldır oturduğumuz eve boya atmayız; hatta devlet yapsa diye fırsat kollarız…
Anayolda canımız çektiğinde 150’de; canımız çektiğinde, hele de mesaj yazarken 50’de gitmek isteriz…
Düğünleri hayatın merkezine oturtur, niye bu kadar düğün var diye şikayet ederiz…
Hayattayken ziyaret etmez, ölünce mezarlıktan çıkamayız…
Okulda 3 saatten fazla derse girince yorgun olur, aynı kentte bir okuldan ötekine nakil olunca grev yaparız…
Reform istiyoruz evet, hele de hantal kamu için… Ama galiba önce kendimizi reforma tabi tutmamız lazım. Çünkü biz Kıbrıslıyız, Kıbrıslı Türk’üz, yasaları işimize geldiği kadar uygularız…
2015 reform yılımız olsun…
(Gazete360/ Aralık 2014)