Mahkeme koridorunda karşılaşmıştık lise arkadaşımla, yıllar önce. Aslında cübbesinden anlamam gerekirdi. Ama ya anlamadım, ya düşünmedim; emin değilim. Patavatsız Kıbrıslı edasıyla “napannn… “ diye gürlemiştim mahkeme koridorlarında. Özlemle selamlaşacağımız zannıyla! Ama o; sevimli olmaya da çalışmadan terslemişti beni. “Burası mahkeme koridoru ve ben bir yargıcım” diyerek sadece tokalaşmış, mesafe koymam gerektiğini “hissettirmişti”.
Demek istediğini, tavrını ancak yıllar geçtikçe ve adalet dağıtanlarla kanaat önderlerinin “mesafeli” duruş sorununu yaşadıkça anlamlandırdım. O gün için kırıcı tavır, aslında hem dersti, hem de gittikçe dumura uğrayan ilişkilere radikal yanıt. Belki de ilkesel duruş ötesinde, kendini koruma içgüdüsü…
Zamanla; bırakın gazetecileri, yargıçların özel uçaklarla yurt dışı seyahatlerine; kişi, kurum ve makamlarla “yakınlıklarına” tanıklık ettikçe, hem mahkeme koridorundaki tokat gibi tecrübe, hem de üniversite yıllarımızda hocalarımızın nasihatleri daha anlaşılır oldu. “Gazetecilik yapacaksanız her hal ve şartta muhalif duruşunuz olmalı”dan belki daha anlamlı ders, “her an ve her yerde mesleğin bağlayıcı” olduğuydu.
Türkiye’de bir tarihte yapılan “ilişik gazetecilik” tanımlamasının zaman zaman Kıbrıs Türk basını için de kullanılması, hepimizde alınganlık yarattı hep. Oysa bir kişi veya heyetle masrafları karşılanarak “taşınan” gazetecinin tercih edilenleri “aktarma” dışında bir misyonunun olması pek olağan değil. Fotoğrafta kayda geçen eşinin haberde yazılmamasını isteme hakkı bile vardır hatta sizi taşıyan makamın! Ve “ilişik”, heyet üyesi gazetecinin buna itiraz hakkı da olmaz doğal olarak…
Ancak son yıllarda farklı meslek grupları bir yana, adalet dağıtan yargıçların veya kanaat önderliği yapan/yapması gereken gazetecilerin iş çevrelerinin, şirketlerin sağladığı imkanlarla “görev” yapmaları, “ilişikliğin” ötesinde bağlayıcılık kaynağı oldu. Özel uçak imkanı sağlayan, biletini kesen, lokantalarda ağırlayan, lüks otellerde konaklama imkanı veren şirketin/kurumun/işinsanının/örgütün sorgulamasını nasıl yapacaksınız! Hatta “reklam haber”den nasıl kaçınacaksınız! Veya yargı aşamasında bu kişilerle ilgili bir kararda adalet nasıl sağlanacak/sağlasanız da nasıl güven duyulacak!
İlk kadın yargıcımız Gönül Erönen’in “Kazara tanıdık çıkar ve etkilenirim diye baro sınavlarında kağıtları isimleri kapatarak okudum hep” sözünü kapak yapma zamanı… Ve Le Monde’un kurucusu Hubert Beuve-Méry’nin; “Gazetecilik, temas ve mesafe mesleğidir” deyişini…
(Gazete360/ Nisan 2014)